|
SON DAKİKA
CHPliler ‘Tam Bağımsız Türkiye’ sloganıyla…
Nazilli’de Protokolsüz 19 Mayıs Kutlaması
Nazilli’de sütten zehirlenme iddiası
Cezaevi’nde Anneler Günü Programı
TÜRKİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR !!!Tarihe 24 Ocak Kararları diye geçen; dönemin Başbakanı; S. Demirel’in, 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı’na getirdiği Turgut Özal tarafından, 24 Ocak 1980 de ilan edilen programla Türkiye, ekonomide, serbest piyasa ekonomisine geçiş yapmıştır.
24 Ocak kararlarıyla paramızın değeri aynı gün % 33 oranında düşürülmüş, günlük kura geçilmiş, devletin ekonomideki payı küçültülmeye başlanmıştır. KİT’lere verilen destek ve tarım ürünlerini destekleme sınırlandırılmış, dış ticarette serbestlik sağlanmış, yabancı sermaye teşvik edilmiş, ihracata vergi iadesi uygulaması başlamıştır.
Alınan bu kararlar geniş halk kitlelerini; işçiyi, çiftçiyi, memuru, küçük esnafı memnun etmemiştir. Toplumda, özellikle işçi sendikaları ve öğrenci gençliğin büyük tepkileri olmuştur.
Geniş halk kitlelerinin muhalefeti karşısında, Amerikalıların: “Bizim çocuklar” dediği, 12 Eylül generallerinin gerçekleştirdiği darbe ile toplum sindirilmiş, yüz binlerce insan uyduruk gerekçelerle gözaltına alınmış; aydınlar, yazarlar, bilim insanları zindanlara tıkılmış, işkencelere uğramış, toplum suskunlaştırılmıştır.
Bugün görüyoruz ki; emperyalizmin planı 1980’lerin başında uygulanmaya konulmuş ve bugünlere gelinmiştir.
1960 lı yıllarda tüm dünyada esen özgürlük akımı, özellikle savaş karşıtlığı, Türkiye’yi de etkilemiş; 1967 yılında Latin Amerikalı Devrimci Ernesto Che Guevara’nın, ( 9 Ekim 1967 ) Bolivya Ordusu’nun eline geçip öldürülmesiyle emperyalizme karşı mücadele tüm Avrupa’yı sarmıştır. Türkiye’de de özellikle; işçi sınıfı geniş ölçüde sendikalaşarak örgütlenmiş, öğrenci gençlik yurt sorunlarını tartışmaya, konuşmaya başlamış, yurdun her yerinde çiftçi mitingleri yapılır olmuştur. Kısacası; toplumda egemen güçlere karşı büyük bir muhalefet örgütlenmiş, bu da emperyalist güçleri tedirgin etmiştir.
Halkın gerçekleri görmeye başlamış olması, toplumsal muhalefetin yükselmesi karşısında emperyalist güçler toplumsal muhalefeti bastırmaya yönelik planını devreye sokmuştur.İşte 24 Ocak bu planın başlangıç noktasıdır.Amaç; ekonomide egemenliği kurarak, yükselen toplumsal muhalefeti bastırmak , toplumsal muhalefetin karşısında siyasal İslam’ın güçlenmesini sağlayarak, böylece muhalefeti kırma düşüncesini gerçekleştirmek istemişlerdir.12 Eylül mağdurları ; aydınlardır,yazarlardır,ilercilerdir,tam bağımsızlıktan yana olanlardır.
Ekonomide serbest piyasacılık adıyla uluslar arası tekeller pazarımıza egemen olmuştur. Bir yandan da ABD’nin Orta Doğuyu dizayn etme isteği, buna bağlı olarak Güney Doğu da bir Kürt Devleti kurma planı işlemeye başlamış; İktidara gelen Turgut Özal’ın federasyonlu çözüm önerileri tartışılır duruma gelmiştir. ABD emperyalizmi Türkiye üzerinde tamamen egemenliğini sağlamak için hedef; Kemalist Cumhuriyeti yok etmeye çalışmak olmuştur. Yine o dönemde, Türkiye uzmanı diye tanıtılan Amerikalı ajanlar ve kendilerini ilerici diye niteleyen 2. Cumhuriyetçi diye tanımlayanlar, Kemalist Devrimi ve O’nun kurumlarını teker teker yıpratmaya, yok etmeye çalışmışlardır. Böyle bir ortamda tehlikenin büyüklüğünü fark eden Türk Hukuk Kurumu Başkanı Prof. Dr Muammer Aksoy, Atatürk ilke ve devrimlerinin savunucusu yurtseverleri bir çatı altında toplama projesini gerçekleştirmiştir.19 Mayıs 1989 da Türkiye’nin seçkin 50 aydınıyla Atatürkçü düşünce Derneği’ni kurmuştur.
Emperyalizmin oyununu bozmak için bir araya gelen Atatürkçü aydınların kurduğu ADD emperyalist güçlerin hedefi olmuştur. Kısa sürede tekrar toplumda yükselmeye başlayan Ulusalcı, Atatürkçü eğilimlerden korkan karanlık güçler, önce bu derneğin kurucu genel başkanını hedef aldılar. Prof. Dr. Muammer Aksoy’u 31 Ocak 1990 akşamı evinin önünde katlettiler. Muammer Aksoy’un cenaze töreninde en önde hocasının resmini taşıyan Uğur Mumcu’da bu malum güçler tarafından yine bir Ocak ayında 24 Ocak 1993 de katledilmiştir.
Bu cinayetler asla birkaç tetikçinin şu veya bu nedenle işlediği cinayet değildir. Bu cinayetler örgütlü cinayetlerdir. Uğur Mumcu cinayetinden sonra ilk soruşturmayı yürüten savcı, Ülkü Coşkun ;”Bu işi devlet yapmıştır, istenirse çözülür.” Derken, dönemin İç işleri Bakanı Mehmet Ağar’ın Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu’ya “Öyle bir iş ki, bir duvar gibi… Bir tuğla çekersek duvar yıkılır.” Demesi cinayetlerin hangi boyutlarda olduğunu göstermektedir.
Prof. Dr. Muammer Aksoy, tam bağımsızlıkçı, Atatürk ilke ve devrimlerinden yana bir aydın olduğu için, 1954 yılında çıkarılan petrol yasasının ulusal bağımsızlığımızı tehdit ettiğini, “Milli Davamız Petrol.” Konulu konferanslarda dile getirdiği için, Türkiye’nin petrol ve maden kaynaklarının yabancılara teslim edilmesine karşı çıktığı için katledildi.
Ulusalcı, Atatürkçü, tam bağımsızlıkçı aydınlara karşı cinayetler zinciri Muammer Aksoy’la başladı. Ardından Uğur Mumcu, birkaç gün sonra da Türkiye’nin doğusundaki ABD planına karşı çıkan, direnen Genel Kurmay Başkanı olması muhtemel olan Orgeneral Eşref Bitlis ard arda öldürülüyordu.
Tüm bu cinayetler sıradan bir terör örgütü cinayeti işi değildir. Prof. Dr. Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Gaffar Okan, Ahmet Taner Kışlalı, Bahriye Üçok, Turan Dursun ve daha niceleri emperyalizmin tekerine çomak soktukları için katledildiler. Ne kadar faili meçhul denilse de, gerçek yurtseverler, Atatürkçüler bu failleri çok iyi bilmektedir.
Katledilişinin 22. yılında Prof. Dr. Muammer Aksoy’u saygı ile anıyorum.
Atatürk ilke ve devrimlerinin yılmaz savunucusu, Atatürkçü Düşünce Derneği kurucu genel başkanı, Türk Hukuk Kurumu’nun başkanı Muammer Aksoy’un adının Nazilli’mizde bir mahallede yaşatılmasını sağlayan rahmetli belediye başkanımız Ahmet Şensan’a da teşekkür ediyorum.
Yükleniyor...
|
![]() |