|
SON DAKİKA
CHPliler ‘Tam Bağımsız Türkiye’ sloganıyla…
Nazilli’de Protokolsüz 19 Mayıs Kutlaması
Nazilli’de sütten zehirlenme iddiası
Cezaevi’nde Anneler Günü Programı
KADIN HAKLARI SORUNU
CEDAW:
Birleşmiş Milletler insan haklarına dair 7 temel sözleşmesinden biridir ve " Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın kaldırılması sözleşmesi" ifadesinin İngilizce kısaltmasıdır.
Dünyada " KADININ İNSAN HAKLARININ SÖZLEŞMESİ" olarak bilinir ve kadın haklarının uluslar arası hukuk çerçevesinde ele alındığı, hükümetleri bağlayıcı özelliği olan tek "EVRENSEL" sözleşmedir.
Sözleşmenin etki alanı sadece toplumsal ve kamusal alanla sınırlı değildir, özel alanı da kapsar ve sözleşmeyi onaylayan devletleri önce kanun önünde eşitliği sağlamak, sonra da her türlü;
Ayrımcılığı ortadan kaldırmakla sorumlu kılar.
AMACI:
Kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığını ortadan kaldırmak, kadının insan haklarını korumak, eşitliği sadece kanun önünde değil, hayatın içinde de sağlamaktır.
Özetle kadınların kadın oldukları için yaşadıkları her türlü dışlama, ayırım, sınırlama, kısıtlama " kadına karşı ayrımcılıktır."
Türkiye sözleşmeyi 1985 yılında imzaladı, 1986 'da yürürlüğe soktu.
Yıl 2011 ve kadına karşı şiddet son 7 yılda %1400 arttı.
1986’dan bu yana eşitlik adına ve ayrımcılığa karşı neler yaptığımızı bir kenara bırakalım. Bütün insanların en temel hakkı olan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Haklar ve Özgürlükler” kısmının ilk sırasında yer alan YAŞAM HAKKI’nı koruyamadığımız bir dönemdeyiz. Kadın cinayetleri ve kadına karşı şiddet konusunda neredeyse dünya birincisiyiz.
Referandum sonucu anayasa değişiklikleri ile “sözde” eşitlik ve pozitif ayrımcılık ile ilgili düzenlemeler yapıldı. Amaç eşitliğin fiilen yaşama geçirilmesinin önünü açmaktı. Ancak şuan yol ortasında bir kadının öldürüldüğü haberleri her geçen gün artmakta, her insanın öncelikli hakkı olan yaşam hakkı dahi korunmamaktadır.
Anlaşılan o ki Türkiye’de kadınlar yaşam hakkı konusunda da ayrımcılığa maruz kalıyor ve öldürülüyorlar. Eşleri, eski eşleri, nişanlıları, sevgilileri veya diğer aile bireyleri tarafından..Şiddetin bahanesi çok…İzinsiz evlenmeler, kıskançlık, namus ya da kadınların kendi yaşamlarıyla ilgili yaptığı herhangi bir tercih erkekler için bahane olabiliyor.
Kadınlar dövülüyor, tecavüze ve tacize uğruyor, hakarete, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kalıyorlar. Ve hayatın her alanında her gün karşımıza çıkan şiddet en çok kadınları ve çocukları etkiliyor.
Bir ülkede, eşitliğin anayasal ve yasal düzenlemelerle (ki mevcut düzenlemeler oldukça eksiktir) sağlanması yeterli değildir. Fiili anlamda vatandaşının canını, vücut bütünlüğünü koruma ve eşitliği fiili olarak sağlama devletin en temel ve öncelikli görevidir.
Eşitliği içine sindiremeyenlerin en büyük dayanak noktası ise fizyolojik farklılıklar. Halbuki cinsel ayrımcılığın kadının doğası ya da erkeğin doğasıyla ilgisi yoktur. Kadına ve erkeğe, kimliklerini ve görevlerini veren dinler, gelenekler, toplumlardır.
Bir toplumda kadının ikinci sınıf insan olarak görülmesi, kılık kıyafet özgürlüğünden tutunda YAŞAMAK özgürlüğüne kadar her anlamda müdahale görmesi o toplumda insan haklarından, özgürlüklerden ve demokrasiden söz edilemeyeceğinin kanıtıdır. O zaman devletin, kadınların hak ve özgürlüklerini korumak ve toplumda bu bilinci oluşturmak için tüm gücünü kullanması gerekir. Bu zihniyetin hızlı bir değişimi için okullarda insan haklarına dayalı bir eğitim verilmesi, İdari ve adli kurumlarda bu anlamda eğitilmesi, yasal düzenlemelerin bu yönüyle ayrıntılı olarak yapılması ve toplumda insana ve emeğe saygı bilincinin oluşturulması adına çabalanmalıdır.
Demokratikleşme ve özgürlük, ilkokullara türbanla girilmesi ya da eğitimde karma yapı tartışılarak değil, her bireye eşit hak ve özgürlüklerin tanınması bilinci aşılanarak sağlanır.
Bu mücadele önce kadınların bilinçlenmesi ve eylemi ile başlayacaktır.
Kadın hakları ile çağdaşlaşma ve kalkınma arasında doğrudan bir bağlantı vardır. Bugün, kadının haklarına değer vermeyen aksine bu yönüyle her geçen gün gerileyen politikalar ve politik söylemlerle karşı karşıyayız. Kadını, kontrol edilmesi gereken ve tek görevi annelik olan ikinci sınıf bir vatandaş haline getiren bu anlayışın, bu sistemin karşısındayız.
Kadının sosyal yaşamdaki yerinin arttırılması, temsilde kota, kadının eve hapsedilmemesi ve her alanda iradesini ortaya koyabilmesi yani eğitimde, çalışma yaşamında, siyasi iktidarı paylaşmada eşitliğin sağlanması taleplerimizi duyurmak ve önce şiddetten korunmak, tecavüze, tacize uğramadan yaşamak istiyoruz.
YAŞAMAK ve yaşamı eşit olarak paylaşmak…
Yıl 2011 ve biz daha fazla özgürlük, eşitlik için, kadının hayattaki rolünün arttırılması için neler yapabileceğimizi tartışacağımız yerde sadece yaşamak, yaşayabilmek için isyan ediyoruz…Bir 8 Mart’ı daha böyle kutluyoruz…
Yükleniyor...
|
![]() |