|
SON DAKİKA
CHPliler ‘Tam Bağımsız Türkiye’ sloganıyla…
Nazilli’de Protokolsüz 19 Mayıs Kutlaması
Nazilli’de sütten zehirlenme iddiası
Cezaevi’nde Anneler Günü Programı
HER ÇOCUK BENİM ÇOCUĞUM…
‘’En iyi buğday yarışmasına senelerdir katılan bir çiftçi, büyük ödülü o yıl da kazanmıştı. Yarışmayı izleyen gazeteciler, çiftçiden bu başarısının sırrını öğrenmek istediler. Çiftçi, bu sırrın, kendi buğday tohumlarını komşularıyla paylaşmasında yattığını söyledi.
Gazeteciler bu cevaba çok şaşırdılar: “Onlar sizin rakibiniz olarak yarışmaya katılıyorlar. Buna rağmen, ne diye tohumlarınızı onlarla paylaşıyorsunuz?” diye sordular. Çiftçi: “Neden olmasın?” dedi. “Rüzgâr, olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu bakımdan, komşularımın kötü buğday yetiştirmeleri demek, benim ürünümün de kötü olması demektir. En iyi buğdayı yetiştirmek için, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.” …… Bu öykü, bana çevremizdekilerin iyi olmasının, bizim iyi olmamıza katkısının ne kadar çok olduğunu anlattı. Yıllardır, tanıdığım herkese derim ki: ‘Sadece kendi çocuğumuzu iyi yetiştirerek ona iyi bir gelecek sağlayamayız. Çocuklarımızla aynı ortamda yaşayan diğer çocukların sorunlarıyla da ilgilenmemiz gerekir. Çünkü bir gün, ilgilenmediğimiz o çocuk, bir serseri, bir tinerci veya bir terörist olarak ortaya çıkacaktır. O zaman kendi çocuğumuz da zarar görme ihtimali içinde olacaktır.’ Yakınımızda ihtiyacı olan birileri varsa ilgilenip onun da topluma kazanılmasına katkıda bulunmalıyız. Yardımlarımızı sadece para olarak yapacağız diye bir şey yok, hatta mümkünse para yardımı olmasın. İlgi, bilgi, sevgi ve merhamet görmek ister çocuklar. Uygun zamanda söylenecek bir tatlı söz, bir güler yüz, yapılacak bir yiyecek ikramı, beklediğimizden çok daha büyük sonuçlar verecektir. Son günlerde, yaptığım iş dolayısıyla çocuklarla çok beraber oluyorum. Tek başınayken davrandıkları gibi davranmıyorlar, bir araya geldiklerinde; değişiyorlar. Zaman içinde farklı davranış biçimleri gösteriyorlar. Ama en çok birbirlerinden etkileniyorlar. Birisi bir şey yapınca, hepsi aynısını yapmak istiyor. Güzel davranışlar iyi de, yanlış olanı da yapıyorlar. O yüzden, yanlış ortaya çıktığında hemen yok edilmesi veya durdurulması gerekiyor. Lider özellikleri olan çocuklar var, bir de takipçiler… Liderleri iyi davranışlara sevk edebilirsek, diğerlerini de yönlendirebiliyoruz. Çocuklardan öğrendiğim en önemli şey; önemsenmek, fark edilmek ve değer verilmek istemeleri. Onları önemseyip dinlediğimiz zaman, onların da bizi dinleyeceğini anladım. Ne kadar değer verirsek o kadar değer görüyoruz çocuklardan. Bazı durumlar var istisna olan. Gösterdiğimiz hoşgörü ve samimiyeti, zaaf olarak algılamaları da mümkün. Sorun oluştuğu zaman, anında yapılacak bir müdahale, sükûneti sağlamaya yardımcı oluyor. Bu müdahalenin, sorun çıkaran kişiye yapılması çok önemli, genel konuşulunca, diğer çocuklar kırılıyor, sorun çıkaran da durumu kurtardım duygusu yaşıyor ve yaptıklarının yanına kâr kaldığını düşünüyor. Bu düşünce, onun yanlış davranışlarını artırarak sürdürmesini sağlıyor. İnsanlara yeni şeyler öğretmek zor, çocuklara bir şey öğretmek iyice zor. Çünkü etraflarında herkes, bir şeyler öğretiyor onlara. Sıkılıyorlar haliyle. Çocuklar biraz da eğlenmek, dünyayı, arkadaşlarını tanımak istiyorlar. Fırsat vermemiz gerek, onların biraz eğlenmesine. Etrafındaki insanları tanımasına, yaşayarak öğrenmesine, hislerine güvenmesine izin vermek gerek. Her zaman anne-baba veya öğretmenler olmayacak çevrelerinde. Tek başına sorunlarla baş edebilmeyi, toplum içinde nasıl davranması gerektiğini öğretmeliyiz çocuklarımıza. Aile olarak çocuklarımıza sahip çıkmalıyız. Okulun, dershanenin, özel öğretmenin hedefi akademik başarıdır. Aileler de son zamanlarda sadece akademik başarıya odaklanır oldular. Bizim hedefimiz, karakterli, ahlaklı, kendi ayakları üzerinde durabilen ve dahi başkalarının da ayağa kalkabilmesini sağlayan çocuklar yetiştirmek olmalıdır. Otoritemizi, başkalarına devretmemeliyiz; öğretmene, psikologa, eğitim koçlarına(ki ben de bunlardan biriyim), rehberlik uzmanlarına… Geçen sene yaşadığım bir olayı anlatmak isterim. Hızlı okuma eğitimi verdiğim bir öğrenci, beni çok sevmiş, sağ olsun. Anne ve baba tanışmaya geldiler. ‘ Oğlumuz bizi dinlemiyor. Siz söyleseniz de daha çok çalışsa, kardeşine iyi davransa.’ Gibi şeyler söylediler. Hayatta en üzüldüğüm konu, annenin babanın aciz duruma düşmesidir. Hemen müdahale ettim; ‘Ben bu çocukla toplam on sekiz saat ders yaptım, siz on sekiz yıldır onunla berabersiniz. Nasıl olur da sizi değil, beni dinler? Siz ona, ‘Oğlum seninle gurur duyuyorum. Her ne yaparsan yap, seni çok seviyorum ve başaracağına inanıyorum.’ deyin, bakın bakalım sizin sözünüzü dinliyor mu, dinlemiyor mu?’ dedim. Çocuklarımızın eğitimi için başkalarıyla işbirliği içinde olmamız gerek elbette. Bu ilerlemek için şart. Birileriyle iletişim kurmak gelişmemizi sağlar, ilerlememiz daha kolay olur. Demek istediğim, çocuğumuzun eğitimini bütünüyle birilerine teslim etmemek. Başkaları bizim çocuğumuzu alır, kendi istediği gibi yetiştirir, alır götürür gitmesini istediği yere. Baka kalırız çocuğumuzun ardından. Çocuklarımız bize verilmiş emanetlerdir. Koruyup kollamak da en önemli görevimizdir. Sadece kendi çocuklarımız için konuşmuyorum. Yolumuzun kesiştiği her çocuktan hepimiz sorumluyuz. Yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan hesap vereceğiz, bir gün topluma. Çocuklarımızın, kendilerine inana, güvenen ve daha iyiye yol almasına izin veren yetişkinlerle bir arada yaşaması dileğiyle… Yükleniyor...
|
![]() |