|
SON DAKİKA
CHPliler ‘Tam Bağımsız Türkiye’ sloganıyla…
Nazilli’de Protokolsüz 19 Mayıs Kutlaması
Nazilli’de sütten zehirlenme iddiası
Cezaevi’nde Anneler Günü Programı
ALLAH MİLLETİMİZİ AFFETSİN
NAİLE DUMAN naileduman@gmail.com
Bizim nesil, dinle ilgili ilk hayalkırıklığını ergenliğe tekabül eden eğitim yıllarında yaşadı. O zamanlar henüz masaüstü bilgisayarlar yoktu. Bilgisayar olmadığı için, bilgisayarın da bir “masaüstü” olduğunu elbette bilmiyorduk Amerikalılar gözümüze sokana kadar. Masa üstünün işlevleri: Yemek yemek, ders çalışmak, iş üretmekten ibaretti. Hani perde asılırken boy uzatsın diye münasip bir masanın üzerine çıkılabilirdi ve sakıncası da yoktu. Sınıftakı öğretmen masası ise, öğretmenimizin tahtıydı. Yaklaşmaya dahi korkardık. Teneffüslerde o masaya oturup boş sınıfa ahkâm kesmek gibi haylazlıklarımız da olurdu. Zil çalıp da kapıdaki arkadaş “öğretmen geliyor” deyince, sınıf dolmaya başlar, masada kim oturuyorsa ilk o kalkıp yerine geçerdi. Ya yakalanırsa! Sınıftaki öğretmen masası bu denli önemliydi bizler için. Temiz tutar, gerekmedikçe yaklaşmazdık. Ta ki üzerine serilmiş bir gazete kağıdı ile yüzleşinceye kadar.
Ders: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Konu: Namaz Kılmak Yer: Öğretmen Masasının Üstü Nasıl yani? Demeye kalmadan, “namaz nasıl kılınır?” bizzat masaüstüne çıkıp kılarak deneyimlemiş olduk. İşte o gün çok şey değişti bazılarımız için. Çünkü; henüz ilkokula dahi başlamadan namaz surelerini ezberleyip, her gece yatarken okuyan bir nesildik (genel olarak). Ailede alıyorduk en dini, en milli eğitimleri. İlkokula başlayınca da temelin üzerine kat çıkıyorduk. Sanıyorduk... Sanıyordu bizim nesil! Her yaz tatilinde ilk iş elifba’yı alıp kolumuzun altına, mahallenin çocukları toplanıp, kılık-kıyafet kurallarına uyarak camiinin yolunu tutuyorduk. Öyle ki, ilkokula dahi başlamadan bizler için en sosyal aktivite, en grupsal eylem de buydu. Yani daha yaşımız yedi demeden camiiden de, camideki hocadan da haberdardık. O zaman hocalar sağolsunlar özel ve tüzel hayata saygılıydılar. Öğretmeleri gereken şeyi veriyorlar ve bizleri toplumsal yaşama yeniden yolluyorlardı. Bu yüzden üzerimizde “din baskısı-din korkusu” olmuyordu. O zamanlar adının “din kültürü ve ahlak bilgisi” olduğunu bilmediğimiz dersin ilk bölümlerini çoktan bitirmiştik. İslamın ve imanın şartlarını biliyor, uyguluyor, yavaş yavaş Kur’an harflerini öğrenmeye başlıyorduk. Bu arada ilkokula da başlayan bizler, bu eylemi artık yaz tatillerine bırakmıştık. Her birimizin “vatana faydalı, meslek sahibi insan” olmak gibi bir amacı vardı, o yaşlarda şekillenmese de. Ailelerimizden biliyorduk. Ekonomik kriz içindeyken dahi önlüğümüz, yakamız, defter kaplığımız eksik olmuyordu. Ailelerimiz okumamızı istiyordu. Pek çoğu şartlar gereği yeterli eğitimi alamamıştı. Mesela Hacı Dedem: “Kızım, biz medreselerde okuduk Arapça, Farsça... Kafamızı rahleye çarpa çarpa ezberlettiler. Başka seçenek yoktu. Sizler şanslısınız. Okuyun...” diyordu. Hacı Dedem Kur’an-ın da “oku” emriyle insana seslendiğini o yaşlarda anlatmaya başlamıştı. Yani okumak, öğrenmek, ilim-irfan sahibi olmak her şeyden önemliydi. Bu ülkeye din adamları, kadınları gerektiği kadar bilim-siyaset-ilim adamları ve kadınları, sporcular, sanatçılar, yazarlar, şairler de gerekliydi. Bu yüzden, tatillerde aldığımız dini bilgileri çıkınımızda sakladık. Öğrendiklerimizi aklımızı da kullanarak uygulamaya başladık. Dinimizin en çok uyardığı ve doğru insan olmanın yolu olarak tarif edilen konularda hep özen gösterdik. Mesela; kul hakkı yemedik, haram lokma yemedik, çalmadık, iftira atmadık, inkar etmedik, ırza geçmedik, riya etmedik, gösterişe kapılmadık, komşumuz açken tok yatmadık; büyüklere hürmet, küçüklere sevgi gösterdik; tüm canlılara saygı duyduk; yaratılışımıza saygı duyduk; her gün aldığımız soluk ve yediğimiz helal lokma için şükrettik... Etmeye de devam ediyoruz. Çünkü; şekille değil öz ile Müslüman olunacağını öğrendik. Çünkü; anadilde okuduğumuz Kur’an bize “insan olmak” hakkında nice bilgi veriyor. Ruhunu temiz tutarak yaşa, emanet olarak verdiğim sadece o ve bana dönecek olan da o diyor Yaratan. Maksadım dini tartışmak, elbette değil. Ancak son günlerin konu başlığı “dindar gençlik” vurgusu beni doğal olarak rahatsız etti, pek çok vatandaşımız gibi. O masanın üzerine çıkarak namaz kılmak temelden din eğitimi alan ve ailleri ile doğru bilgiyi tartışanlarımızı elbette olumsuz etkilemedi. Ama biliyorum ki pek çok arkadaşım din mevhumundan soğudu. İnanacağı, öğreneceği varsa da uzağına düştü. Çünkü artık “din kültürü ve ahlak bilgisi” sadece “şekli” din bilgisini içeren, aynı surelerin ezberletilip, aynı masa üzerinde namaz kıldırılan bir ritüele dönüştü. Ahlak bilgisi ise zaten hiç yoktu. Zaten din ile ahlak arasında bir bağ olduğunu iddia etmek, pozitif bilimlere yapılan en büyük hakaretti. Örnek: Camiiye girip, bayram namazını kılan kişinin, kapının önündeki cemaat ayakkabılarını çalıp kaçması “hırsızlık” iken, kim inanmayan ancak hırsızlık yapmamış birinin ahlaksız olduğunu iddia edebilir? Elbette dini kullanarak dünyevi çıkarlarını güden, hep bana rabbena diyen, kraldan çok kralcı olan, insanlığı Allah/Tanrı ile aldatan kullar! Çarkın dönmesi için her şeyin mübah olduğu bir dünya düzeninde, ruhsal korkuların olmaması şaşılası değil. Ta ki ölüm kapıyı çalıp “haydi vakit tamam, gidiyoruz” yolculuğu başlayana kadar. İşte o an herkes anadan üryan, herkes tastamam Müslüman! Bu yüzden... Gösterişten uzak dinini yaşayan, inanan, ahlaki unsurlara dikkat eden açık ya da kapalı, genç ya da yaşlı, okumuş ya da okumamış, erkek ya da kadın herkes elinden geldiğince, sağlığı elverdiğince, Allah ile bütünleşip ona yaklaştığınca dindar! Bu ülkenin sporcu, sanatçı, akademisyen, düşünür, araştırmacı, yazar, çizer gençlere ihtiyacı var. Bu gençler yetişirken tercihlerine göre aynı zamanda dindar da yetişiyorlar. Hiç kimsenin aklı kalmasın! Duvarlardan çerçeve indirmekle, bahçe ve alanlardan heykel sökmekle dindar gençlik yetişecekse hatırlatmak isterim: Beyinlerimize ve yüreklerimize özüyle, mesajıyla, manasıyla işlemiş Kur’an ayetlerini, andımızı, İstiklal Marşı’mızı, Gençliğe Hitabe’yi inkılapları, savaşları, şehitleri, gazileri... Hepsi bir yana vatan aşkını ve iman gücünü silmeye, ait oldukları yerden indirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye’de özgür yaşayan, inançlı-inançsız herkes için de bunlar bir bütündür, biri birinden ayrı düşünülemez. Kurtuluş mücadelesine tükürmesi istenilen dindar gençlikten de hiç kimseye hayır gelmez! Allah milletimizi affetsin. Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
|
![]() |